...

Galeri



    iMANIN RUHU iHLAS, AMELiN RUHU iSTiKAMETTiR

    Paylaş

    maxicem

    Mesaj Sayısı : 3
    Kayıt tarihi : 10/11/08

    iMANIN RUHU iHLAS, AMELiN RUHU iSTiKAMETTiR

    Mesaj tarafından maxicem Bir Ptsi Kas. 10, 2008 6:12 pm

    --------------------------------------------------------------------------------
    iMANIN RUHU iHLAS, AMELiN RUHU iSTiKAMETTiR

    Her seyin aslinin iman oldugu hususunda kimsenin sübhesi yoktur. Tam dürüstlük ve dogruluk, önce kalbde baslar. Bu da iki noktada toplanir:
    Birincisi, Allah Azze ve Celle´nin varligina, birligine, göndermis oldugu kitablarinin hükmünün hak olduguna kesin bir hükümle inanmak ve kalbi baglamaktir. Kelamcilar buna, kalbî tasdik ismini verdiler. Kalbî tasdik de, yakînî olmalidir. Yani sarsilmaz kesin hükümle “Âmentu”daki meselelerin dogrulugunu kabul etmektir. Bu hususta aslî meseleler olsun, fer´î meseleler olsun, Kaside-i Nûniye´nin tercüme ve serhinde özet olarak anlasilmistir.
    ikincisi, bütün emelleri Allah Azze ve Celle´nin emrlerine ve o emrlerin mahsulü olan ahiretteki sevabina baglamaktir. Buna da hâlisâne niyet = ihlas denilmektedir. Kisi hâlisâne niyetinden, yaptigi bircok amelden daha fazla faydalanir. Bu,
    “Ancak amellerden her biri ferdi, niyetiyle beraberdir. Ve kisiye, dünyada niyet ettigi seyin ahiretteki sevabi vardir.” [1] mealindeki hadîs-i serîften anlasilmistir. Demek istikametin iki tarafi vardir: Birincisi, iman ve hâlisâne niyettir. Yani sarsirmaz, sek ve sübheden âri, Allah Azze ve Celle´nin sifatlarinin, dogrusu Rubûbiyeti´nin ve Ulûhiyeti´nin, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem´in de getirdigi hükümlerin, kesin hükümle dogrulugunu kabul etmektir. ikincisi, inandigi ve kalbi Allah Azze ve Celle´nin emrlerine bagladigi icin sahs-i Mü´min geregince amel etmesidir. Dogrusu, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem´in, Allah Teâlâ tarafindan getirdigi dînine = seriatine, itikaden, kavlen ve emelen ittibâ´dir. istikametin birinci tarafi = iman ciheti kolay ise de, ikinci ciheti elbette zordur; her bir Mü´min, imani kalbinde ve üc cihetle amel azalarinda tabi´lenen zâta, müstakîm = tam dürüst denilir.

    Bunun icindir ki Süfyan bin Abdullah es-Sakafî adli sahabenin Rasûl-u Muhterem sallallâhu Teâlâ aleyhi ve sellem´e gelerek: “Ey Allah´in Rasûlü, bana islam = dînî emrler = seriat hakkinda öyle bir söz söyle ki, Senden baskasinda bu hususta bir sey sormayayim.” Demesi üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de: “De ki: “Allah´a iman ettim.” Sonra da dosdogru = tam dürüst ol.” buyurdu. [2] Böyle buyurmakla Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, en genis manasiyla iman ve hâlisâne niyeti birinci cümleye; kavlî, amelî ve bedenî tatbîkâti da ikinci cümleye dercetmistir. Demek dürüstlük, dogruluk ve kurtulus, kalbdeki imanda, dil ve azalarin tam dürüst olmasindadir = dogrulugundadir. Ne vakit ki bu iki husus sahsin kalbinde, suurunda tabi´lenip azalarindan parlarsa, o zaman müstakîm olur. Ve müstakîm oldugu andan itibaren de, nübüvvet ve risâlet makami müstesna, diger bütün makâmatlara girmeye elverisli olur, yani kabiliyet kazanir. iste bu manevi olan hal, hissî ve suhûdî olan dosdogru yola benzetilmistir. Ve bu tasvir itibariyle her Mü´min namazinda, manevi yolda sülûk etmek icin Allah Teâlâ´dan kuvvet dileyerek: “Ya Rabb´i! Biz Müslümanlari, dosdogru olan o büyük caddeye ilet ve o yolda sülûk etmek üzere bize sebat ver.“ der.

    Fatiha´da okudugumuz bu ayet-i kerîmede, cok büyük tasvir, istiâre ve mecaz vardir. Ne dedigimizin suurunda olmadigimiz icin, bazan o yoldan sapariz. Allah korusun, hâlisâne niyet ve imandan en az bir sapma olursa, küfre, sirke, nifaka girilir. Dil veyahud da azalarin tatbikâtinda sapmalar olursa, fisk, isyan ve sair günahlarin yoluna girilir.
    Lügatte istikamet, tam mutedil yani dimdik dogru cadde ise de, seriatte istikamet, gerek hâlisâne niyet ve tam dogru iman hususunda olsun ve gerekse dil ile ve bütün azalarla Peygamber´e ittibâ´ etmek olsun, binnetice Peygamber´in getirmis oldugu seriati iltizam etmektir. Nitekim imam Râgib Esfehânî diyor ki: “insanin istikameti, dogru olan yoldan ayrilmazligidir.“ [3]
    ibnu Kesîr diyor ki: “Selef ve haleften müfessirlerin, sirât kelimesinin tefsirinden cesitli ibareleri vârid oldu ise de, hâsili sözleri bir seye dönmektedir. O da, kâmilen Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem´e mutâbaattir.“ [4]

    Müfessirlerin sözleri dört noktada toplanabilir:
    1- Sirât-i Müstakîm, Allah´in kitabidir. Nitekim hadîs-i serîfte:
    “Dosdogru yol, Allah´in kitabidir.” [5] buyruldu.
    2- islam dîni yani seriatidir.
    “Sirât-i Müstakîm = dosdogru yol, islam dîni = seriatidir, hac yoludur, Allah Azze ve Celle yolunda gaza etmektir.” [6]
    3- Allah Azze ve Celle´nin dînine iletici yoldur.
    4- Cennet yoludur. Ki gerek Tevrat ve incil´de ve gerekse Kur´ân-i Hakîm´de Vesâyâ-i Asere = On Vasiyet diye bildirilmektedir.
    ______________________
    [1] Miskât-ul-Mesâbîh h.n.1; Buhârî h.n.1, 6689; Müslim h.n.1907=155; imam Ahmed c.1 s.25, 43; Tirmizi h.n.16; ibnu Mâce h.n.2427 ve daha baskalari.
    [2] Miskât-ul-Mesâbîh h.n.15; Müslim h.n.38=62
    [3] Müfredât-u Elfâz-il-Kur´ân s.433
    [4] Tefsîr-i ibni Kesîr c.1 s.42
    [5] Deylemî h.n.3858, Tefsîr-i ibnu Kesîr c.1 s.42, Tefsîr-I Kurtubî c.8 s.329
    [6] Deylemî h.n.3860, Cem´u-l-Cevâmi´ h.n.11085, Kenz-ul-Ummâl h.n.2967



    Mü´minin istikâmeti, Velînin Kerâmetidir, syf: 54-56

      Forum Saati Cuma Ara. 15, 2017 4:02 pm